Velayette idrak çağı neden bu kadar önemli?
Boşanma davalarında çocukların velayeti, yanlış bir karar verildiğinde çocuğun hayatını ve güvenliğini doğrudan etkileyebilecek kadar hassas süreçlerin başında gelir. Bu süreçte velayet tayin edilirken en kritik ölçütlerden biri, çocuğun idrak çağında olup olmaması ve mahkeme tarafından bizzat dinlenmesidir.
İdrak çağı kriterleri ve yaş sınırı
Uluslararası sözleşmelerde veya kanunlarda idrak çağı için 7, 8 ya da 9 gibi kesin bir yaş sınırı öngörülmemiştir. Bunun temel sebebi, her çocuğun gelişim sürecinin birbirinden farklı olmasıdır; örneğin 4 yaşındaki bir çocuk iki dil konuşabilecek gelişime sahipken, 6 yaşındaki başka bir çocuk kendini henüz yeterince ifade edemeyebilir.
Ancak Yargıtay uygulamasında idrak çağı genel olarak 6-7 yaşları olarak kabul edilmektedir. Yaşı bu sınırın altında olsa bile gelişimi uygun görülen çocuklar hâkimin takdiriyle dinlenebilir ve bu durum diğer delillerle birlikte değerlendirilir.
Çocuğun görüşünün alınması zorunluluğu
Türkiye’nin de taraf olduğu Çocuk Haklarına Dair Sözleşme ve Çocuk Haklarının Kullanılmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi uyarınca, idrak çağındaki çocuğun, kendisini ilgilendiren velayet gibi hususlarda görüşünün alınması kesin bir hukuki zorunluluktur. Dosyada idrak çağında (örneğin 12 yaşında) bir çocuk bulunmasına rağmen görüşü alınmadan velayet kararı verilmişse, bu karar Bölge Adliye Mahkemeleri (BAM) veya Yargıtay tarafından bozulur ve dosya iade edilir.
Anlaşmalı boşanmalarda çocuğun dinlenmesi
Bu zorunluluk, sıklıkla yanlış anlaşıldığının aksine yalnızca çekişmeli davalarda değil, anlaşmalı boşanma davalarında da geçerlidir. Anne ve baba kendi aralarında anlaşıp örneğin 14 yaşındaki bir çocuğun velayetini bir tarafa bırakmak üzere protokol yapsalar dahi, mahkemenin bu çocuğu dinlemeden karar vermesi hukuka aykırıdır.
Çocuğun dinlenmemesi, çok ağır mağduriyetlere yol açabilir: çocuğun durumunu ifade edememesi nedeniyle güvenli olmayan bir ortama teslim edilmesi ya da sağlık ihtiyaçları gözden kaçırılarak imkânsız koşullara gönderilmesi gibi sonuçlar doğabilir. Bu nedenle dinlenme, çocuğun temel bir güvencesidir.
Çocuğun üstün yararı ilkesi
İdrak çağındaki çocuğun fikrinin alınması zorunlu olsa da, bu durum mahkemenin çocuğun her istediğini yapacağı anlamına gelmez. Hukuki tabirle mahkemeler çocuğun noteri değildir. Eğer çocuk, kendisine zarar verebilecek ya da ebeveynlik vasıflarını taşımayan bir tarafla kalmak istediğini beyan ederse, hâkim bu tercihi reddedebilir. Hâkim her zaman çocuğun görüşünü üstün yararı ilkesi çerçevesinde değerlendirir ve çocuğun güvenliğini ya da sağlığını tehlikeye atacak bir tercihi onaylamaz.
Ayrıca, çocukla velayet hakkı kendisinde olmayan taraf arasındaki kişisel ilişki de bu doğrultuda düzenlenir. Çocuğun üstün yararı gerektiriyorsa, çocuk teslimi ve görüşmeleri özel şartlara — örneğin üçüncü bir kişinin ya da kolluk görevlisinin refakatine — bağlanabilir (TMK m. 182).